iamnotbasic: Bir Tshirt Hikayesi

Geçtiğimiz günlerde iamnotbasic kurucuları Meriç Küçük ve Orkan Orgun ile kısa bir söyleşi yaptık. Bilmeyenler için kısa bir özet geçelim. iamnotbasic logosuz, kaliteli kumaştan yapılmış, düz, basic tshirtler tasarlayıp bunları internet üzerinden uygun fiyata satan bir marka. Her daim giyilebilecek rahat tshirt arayışında olanlar için adeta bir hayat kurtarıcı niteliğinde olan bu ürünlerin yaratıcılarıyla kahve yanında tatlı niyetine keyifli bir sohbet edip hikayelerini dinledik.

Genel olarak markayı ve kuruluşunu anlatabilir misiniz?

Meriç: iki, iki buçuk sene önce bir araya geldik. Orkan’la kahve içiyorduk. Orkan o zaman yaptığı işi bırakmaya hevesliydi. Karşıda bir oyuncakçı dükkanı vardı. Ben kendi yaptığım kurumsal işlerden ayrılmıştım ve kendi şirketimi kurmuştum. Freelance blog ve projeler üstünde çalışmaya başlamıştım. E-ticaret üstüne gidebileceğimiz bir iş kolu kursak diye konuştuk. Ben tekstilden biraz anlıyordum ve modanın görsel tarafında biraz çalışıyordum, trendler nedir ve sezonda ne var farkındaydım. Ben müşteriyi tanıyan taraftayım o da üreticiyi tanıyan tarafta. Bu ikisini bir araya getirsek ama bunu offline’da satan bir marka kurmak yerine e-ticaret üzerinden işleyen bir markaya dönüştürsek diye düşündük. Yapar mıyız? Yaparız. Ne yaparız? Tshirt – herkesin aradığı şey. Onu yapsak dedik. İkimizde bir tshirt’e çok paralar vermeyi seven insanlar değiliz. Ama kaliteli de olmasını isteriz. Çünkü ikinci giyişinden sonra kayan bir tshirt almak istemeyiz. Verdiğin paraya acımaktan öte zaman kaybı. Gidip tekrar alman gerekiyor. Dolayısıyla fikir aslında tamamen buradan çıktı. İhtiyacımız olan bir şey yapalım ama istediğimiz fiyatlara yapalım. Ayrıca basic bir şey yapalım ve bunun için insanların saçma sapan paralar ödemesini istemeyelim. Bunu da e-ticaret üstünden yapalım. Buradan yola çıktık. Öncesinde 8-9 aylık bir hazırlık süreci oldu, işleri ayarladık, projeyi büyüttük, üreticileri aradık, isim aradık, sitesini kurduk. Dolayısıyla işin başlaması bir dönem aldı. Geçen sene Ağustos ayında da online olduk.

Peki o gün kahve içerken “hadi bir iş kuralım” dediğinizde aklınıza ilk gelen tshirt mü oldu?

Orkan: İlk tshirt’tü. Çünkü en basit, en çok giyilen parça ama aynı zamanda bazen en zor bulunan parça da olabiliyor. Ya dönemsel olarak bulunuyor, ya bedeni kalmıyor. Bir de Meriç de ben de düz, üzeri baskısız parçalar giymeyi seviyoruz. Bu düz, baskısız parçaları her zaman bulabileceğimiz bir yer açmaktan yola çıktık aslında.

Ben biraz da kuruluş sürecinizi merak ediyorum. Fikir gerçeğe nasıl dönüştü? Aslında birçok kişi harika fikirlerle ortaya çıkıyor ama hayalin gerçeğe dönüşmesi ve başarı noktasına gelmesi nadiren oluyor. Bu süreçte neler yaşandı, nasıl ilerledi, ne kadar kolaydı veya ne kadar zordu?

Orkan: Bazı yerleri çok kolaydı bazı yerleri çok zordu. Kurulduğumuzdan bu yana epey bir badireler atlattık deyim yerindeyse. Bizim avantajımız ikimizin de bu konuda biraz deneyimli olmasıydı. İkimizin de kendimize ait işlerimiz vardı. Benim oradayken de başıma bayağı badireler geldi. Oradan nakit akışı, yatırım, çek, banka, kredi, ıvır zıvır her şeye hakimdim. O açıdan biraz tecrübeli başladık bu işe. Yani nerede neyin yanlış gideceğini hesaba katarak, önlemlerimizi alabildik. Bu bizim ilk deneyimimiz olsa büyük ihtimalle satışa başladıktan üç ay sonra falan batmış olurduk. Gerçek hikayemiz şöyle: ilk olarak üç modelle çıktık. İlk satışa başladığımız ayın sonlarına doğru beyaz derin v yaka modelimiz bitti. Üretim, nakit akışı, her şey ona göre ayarlanmıştı tabi. Çok da büyük bir sermayeyle girmemiş olduğumuz için gerçekten zorlandık. Bir şekilde o durumu hallettik ve ondan sonra arkası geldi açıkçası.

Meriç:  Ben de şunu eklemek istiyorum. Evet, herkesin bir fikri var. Benim de daha yapmak istediğim bir sürü şey var. Bence herkes kendi start-up projesiyle uyanıp, her gece yine o projeyle uyuyor. Benim gördüğüm şu ki, elbette bunu tek başına yapıp, ilerleyebilirsin. Ama bence birlikten kuvvet doğar diye bir şey var gerçekten. Tek başınayken bir şeyleri çok kolay erteliyorsun. Bence işe inanılıyorsa ve fizibilitesi varsa yürüyor — ki bizim hikayemizde ikimizde konuyla ilgili biraz deneyimli olduğumuz için o kadar da bilmediğimiz bir işe girmiş sayılmazdık. Birbirini itiyorsan sorun olmuyor. Mesela benim bir dönem diğer işlerimden dolayı pek ilgilenemediğim bir iki ay oldu. O dönemde her şeyi Orkan halletti. Ben tek başıma olsaydım belki toparlayamazdım, belki Orkan tek başına olsaydı bu kadar kararı tek başına veremeyebilir ve bu kadar ilerleyemeyebilirdi. Dolayısıyla bir hayalin gerçekleşme sürecinde iş bölümü biraz ilerletmeye başlatıyor işi. Bir dönem biri diğerini itecek, başka bir dönem öteki ötekini.

Siz üniversiteden arkadaşsınız değil mi?

Meriç: Evet.

Peki arkadaşlıktan ortaklığa geçiş nasıl oldu?

Orkan: Biz mantık evliliği yaptık.

(Kahkahalar kopar.)

Meriç: Bu aslında arkadaşlıkla alakalı değil, tamamen stratejik bir birliktelik. Burada benim piyasadaki know-how’ım çok mühim. En azından ilk etapta ulaşabileceğimiz bir Maritsa tabanı vardı.

Orkan: Hem de ayrıca Meriç’in belli bir zevki var.

Meriç: Benim içinde Orkan’ın üretim tarafını biliyor olması ve o tarafla ilgileniyor olacağını bilmek çok önemliydi. Çünkü ben o tarafı anlamıyorum. O bambaşka bir dünya. Evet arkadaş olmanın faydaları var, o zaten seni belli bir noktaya getiriyor bir şeyler kurarken ama onun bilgisi ve benim bilgim birbirini tamamlıyor ve markayı başlatabilecek şeye sahip oluyorsun.

Herhangi bir baskı ya da logo olmamasının estetik sebepler dışında başka bir sebebi var mı?

Meriç: Hem estetik sebepler hem de branding ile alakalı. Estetik olarak sevmiyoruz baskı olmasını. Sürdürülebilir bir iş yapmaya niyetlendiğin zaman o işe gireceksin ve onda devam edeceksin bence. Çünkü o senin stilin oluyor ve üstüne yapışıyor. Biraz ondan biraz bundan yapayım dediğinde marka algısını oturtamıyorsun. Neci olduğunu insanlara anlatmak çok daha zor oluyor. Biz çok daha net durabiliyoruz. Biz basic tshirtler yapıyoruz, high fashion bir şeyler arıyorsan, üzeri yazılı şeyler arıyorsan, onlar bizde yok. Bizdekiler her gün giyebileceğin, işe giderken gömleğin altına giyebileceğin, gece partiye giyebileceğin şeyler. Ve kimse o tshirt’ün nereden olduğunu bilemeyecek ve hiçbir zaman markası, tarzı ya da logosu senin önüne geçmeyecek.

Şu an kısa kollu, uzun kollu, bisiklet yaka, v yaka gibi birkaç model var. Bunların dışında, yani basic tshirt dışında, diğer parçaların da basic versiyonlarını yapmayı düşünüyor musunuz? Koleksiyonu geliştirmek gibi planlar var mı?

Meriç: Aslında var. Hatta günün birinde basic her şeyi olan bir markamız olsun isteriz. Bir insanın 17 yaşındayken ve 47 yaşındayken ve 70 yaşındayken giydiği siyah pantolon, beyaz tshirt, camel kaban ve lacivert hırka gibi modası asla geçmeyen ve herkesin giyebildiği ürünleri kapsamayı istiyoruz. Ama o hemen olabilen bir şey değil. Küçük küçük başladık işe. Yavaş yavaş büyütüyoruz.

Orkan: Kategorileri de deneyimleye deneyimleye ilerleme planımız var. Trikoya girmiştik, bu sene de sweatshirt’e gireceğiz.

Meriç: Üst giyimi biraz genişletmeyi düşünüyoruz yani.

Ne zaman satışa çıkacak bu yeni ürünler?

Orkan: Bu kış içinde.

Koleksiyon belli aralıklarla değişiyor mu yoksa yaptık, bitti, çıkarıyoruz şeklinde mi ilerliyor?

Orkan: Aslında bizim amacımız moda dünyasının kalıpları olan fall/winter, spring/summer koleksiyonlarından bağımsız bir halde sürekli olarak yeni bir şeyler sunuyor olmak. Yaz sezonumuzun parçaları budur, bu yaz bununla idare edeceğiz gibi bir düşüncemiz yok. Ürün seçeneklerini canlı tutmak gibi bir hedefimiz var. Sezonlardan biraz bağımsız olmak istiyoruz, trendlerden bağımsız olduğumuz gibi. Bu nispeten zorluyor da bazen.

Meriç: Üretimin teknik kısmı için zor bir iş bu aslında.

Neden?

Orkan: Çünkü üreticiler genelde bu tarz sezon bazlı çalışmaya alışık oldukları için ve biz de sürekli onlardan bir şeyler talep eder durumunda olduğumuz için biraz alışma süreci yaşıyoruz. Ama bizim hedefimiz her ay yeni ürünler sunmak.

İstanbul dışından sipariş alıyor musunuz peki?

Orkan: Tabii. İstanbul yoğunluğu oluşturuyor, ardından İzmir, Ankara, Antalya, Adana, Bursa gibi büyük şehirler takip ediyor. Ama neredeyse Türkiye’nin her yerine gönderdik şimdiye kadar.

Meriç: Aslında oralarda satış olması daha mantıklı çünkü oralarda gerçekten seçenek yok denecek kadar az.

Sitenizde Posta adında bir blog var. Ondan biraz bahsedelim.

Meriç: Şöyle çıktı aslında… Müşteriyle iletişim kurabileceğimiz, ticaretten bağımsız bir sayfamız olsun istedik. E-ticarette sosyal medya dışında uzun soluklu konuşabildiğin, satıştan bağımsız kendini anlatabildiğin bir mecra yok. Bu biraz şuna benziyor: müşterinin mağazanın vitrinine bakıp, içeri girip, hayat nasıl gidiyor diye muhabbet edip, bazen bir sürü şey alıp, bazen hiçbir şey almayıp dışarı çıkması gibi. Ve bir blog açmaya karar verdik ve bu blogun da insanların bizim dünyamıza girebildiği bir yer olmasını istedik. Burası nasıl bir dünya, bu marka kimleri sever, kimlerle bir şeyler yapar, nasıl bir dünya görüşü var, nasıl bir çevresi var, nasıl arkadaşları var bu markanın…bunları öğrenebileceği bir yer olsun istedik. O yüzden orası tamamen sevdiğimiz, duyduğumuz, ilham aldığımız, bir şeyini beğendiğimiz, merak ettiğimiz bir sürü insanla röportaj yaptığımız bir yer. Maksat da Posta’da bu sene bu moda ya da iamnotbasic’in yeni renkleri bunlar gibi haberler yapmak yerine başka şeyler anlatmak. iamnotbasic’de hep en basic olanı satıp aslında bunun hiç de basic olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Posta’da bunu yapıyor aslında. Basic insanlarız hepimiz ama hepimizin sıradanlığının içinde aslında hiç de sıradan olmayan detaylar var.

Bir de #sıradanhikayeler var.

Meriç: O hashtag’i biz başlattık. Satışa başladığımız ilk sezonunun bitmesi, yenisinin başlıyor olmasıyla biraz daha duruşumuzu netleştirmek istedik ve sloganvari bir tagline oluşturduk. Ve sıradan hikayeleri başlattık çünkü tam olarak söylemek istediğimiz şeyi söylüyordu. Hem bir tshirt’ün hikayesi öyle, hem bizim hikayelerimiz öyle. Instagram’da takip ettiğin, çok eksantrik sandığın birçok insanın hayatı aslında çok sıradan. Çıkış noktamız tüm bunları benimseyen bir laftan ilerlemekti. Sonra bunu dağıtmaya başladık. İnsanların bu hashtag’i kullanarak bir şeyler paylaşmalarını istedik. Çoğu insan sosyal medyada en sıradan halini paylaşmıyor aslında. İçtiğin kahveyi çekeceksen bile yanına bir çiçek koyup düzeltiyorsun. Aslında sıradan olan bir anı hiç de sıradan göstermiyoruz. Maksadımız insanların daha az kurgulanmış, daha sıradan anlarını paylaşmalarıydı. O da güzel bir şekilde büyüdü aslında. Şimdi hem biz hem de takipçilerimiz kullanıyor.

Bir de bitirmeden her tshirt satışından yaptığınız bağıştan biraz bahsedelim.

Orkan: Biz en başından beri bu projenin sadece kar odaklı bir oluşum olmamasını istedik. Yaptığımız işin sosyal bir yanı da olsun istiyoruz ve bunları daha da geliştirmeye çalışıyoruz. Ve şöyle bir fikirle ortaya çıktık: her sattığımız tshirt karşılığı bir yere bir bağış yapalım. Güvendiğimiz yardım dernekleriyle görüşmeye başladık ve Koruncuk ile ilerlemeye karar verdik. Ama onların bize dediği şey de şuydu: tamam bize tshirt verin ama bir süre sonra bu kadar tshirt’ü ne yapacağız, bizim çocukların başka ihtiyaçları var. Bu yüzden biz de tshirt bağışlamak yerine, tshirt’ün üretim maliyetini bağışlamaya karar verdik. Bunu çok bangır bangır yayınlamadık ama bu da bizi bilenlerin bildiği bir özelliğimiz. Ve de bunu da şimdi farklı yönlere çekmeye çalışıyoruz.

Ne gibi?

Orkan: Biraz daha sürdürülebilir modaya kaymayı düşünüyoruz. Onun da haberini ilk defa burada vermiş olalım.

Meriç: Tüketim toplumunun  “al, al, al” durumunu sevmiyoruz ve kendi sitemizden ve mecralarımızdan da bunu böyle vermemeye özen gösteriyoruz. Sürdürülebilir moda da niye dünyada şu an bu kadar patladı? Çünkü insanlar artık şunun farkında: tüket, tüket, tüket nereye kadar? Ne kadar çok tshirt alabilirsin? Evdekileri ne yapacaksın? O evde eskiler yığılıyor, peki sonra ne oluyor onlara? Bir çöplük var aslında. Biz aslında hayatta kalmanın çok dışında bir yerdeyiz. Yani ihtiyacımız olan tshirt, kazak, pantolon ve ayakkabı, belki ceket, kapüşon. O seni koruyan katmanlar. Biz biraz var olanları, senin eskilerini ve tükettiklerini yenisini alırken hayata döndürmek istiyoruz. Bir çeşit geri dönüşüm sağlayacağımız bir proje yani.

Orkan: Aslında kıyafetlerin üretimden insanın bununla işi bitene kadar bir süreci var. Pamuk tarladan toplanır, bilmem kaç galon su harcanır, üretilir, sonra mağazaya gider, bir süre mağazada durur, sonra insan alır, bir süre giyer, yıkar, tekrar yıkar, tekrar giyer ve en sonunda bir yere koyar ve orada kalır.

Meriç: Çember bir yerde dönmüyor. Birilerinin dolabında takılıyor.

Orkan: Bu çemberi çok daha verimli olarak döndürmeye çalışacağız.

Meriç: Bir de unutmadan. Artık iamnotbasic ürünleri KapGel’le bir saatte kapınızda!

 

Recent Posts